GrknCnplt

01 Eki, 2011

Siyah Şerit

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey ~ Okunma Süresi: 7 Dakika

Herkes gibi ben de dedeme hasretle doluyum. Vefatına değin, âmâlığı dışında ciddi bir rahatsızlığı olmamıştı. Buna rağmen, diğer insanlar gibi yaşamını tek başına idame etme yeteneğine haizdi. Hatta bazılarının eline hiç yakışmayan çekiç ve çivi ile, çok rahat bir şekilde basit onarımları bile tamamlardı. Çocuk yaşta olmama karşın, hiçbir zaman dedemi siyah bir şeridin mahkûm ettiğine inanmadım. Zira dedem, hepimizden sağlıklı ve yapmak istediğini muhakkak başaran bir kuvvetle karşımda durmaktaydı. Siyah şerit onu mahkûm değil hâkim kılmıştı…

Cleisthenes’in M.Ö. 508 yılında Antik Yunanistan’da ilkel demokrasi tohumlarını atmasının üzerinden 2519 yıl geçmiştir. Fakat bu süreçten beri demokrasi, halkın iktidarı olarak benimsenmemiştir. Düşünebilen düşünürler: “İyi bir monarşi, kötü bir demokrasiden iyidir” diyebilmişlerdir. Gerçek de budur ki, günümüzde dahi halklar kendini yönetemeyecek kitleler olarak görülüp, onların üzerine totaliter rejimler icra edilmektedir. Totaliterliği bir kenara bırakacak olursak, demokrasilerde de gizli bir kontrol, dizginleme mekanizması vardır. Bahsettiğimiz bu denetleme, tabii olarak var olması gereken sosyal güvenlik hususundan ayrı bir mecradır. Bu noktaya gelecek olursak, halkın isteği dışında etkin güçler tarafından önceden denetlemeler bilgiye ulaşımı oldukça güçleştirmektedir. Fakat, engelleyememektedir. Sansür de bu denetim mekanizmalarından biridir. Okuma düzeyinin yeterli olmadığı ülkemizde, bir de okumaya karşı böyle propaganda gerçekleştirilmesi içler acısıdır. Elbette ki, sadece ülkemizde değil, demokrasi beşiği diye adlandırılan Avrupa ve Amerika ülkelerinde de durum böyledir.[1]

Bir gerçek vardır ki, bir şey ne kadar gizlenirse, o kadar merak edilir, okunmak istenir. Bu, doğal bir sonuçtur. Fakat bir de panoramanın, daha da içler acısı bir sorunu vardır; akademik çalışmalar için başvurulan kaynakların sansürlenmesi… Böylece merak gereği değil, bilim için yapılacak bir çalışmanın engellenmesi, daha doğrusu yavaşlatılması meydana gelmektedir.

Osmanlı Devleti’nin son on yılı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk on yılı tarihimizin en hareketli safhalarındandır. Yazımızda, bu dönemlerin tanığı olan İngiliz subayı Harold C. Armstrong’un yazmış olduğu eserlerin sakıncalı görülerek sansürlenmesi konusuna değineceğiz. Yazar, I. Dünya Savaşı’nın başlarında Kut’ül-Amare’de askerlerimize esir düşmüştür. Esirler karargâhımız olan Afyonkarahisar’a, Anadolu’nun birçok şehrinden geçirilerek getirildiğinden Türk halkını tanımaya çalışmış ve belki de esirliğinden dolayı Türklere karşı kin duymaya başlamıştır. Daha sonraları, Osmanlı’yı yenen Müttefiklerin Genelkurmay Başkanlığı’nda görev alarak İstanbul’a dönmüştür. Bu sefer mağlup değil, galiptir. Türkiye, Türk insanı ve Atatürk hakkında kitaplar kaleme almıştır. Bunlar arasında en çok tanınan eseri, Mustafa Kemal Atatürk hayattayken yazmış olduğu Bozkurt adlı biyografi kitabıdır. Fakat bu kitabın, yazıldığı yıldan bugüne değin Türk okuyucuları tarafından okunması istenmemiştir. Armstrong, kitabında ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e diktatör edasıyla rol biçip, sorgulaması imkansız olaylardan bahsetmekteydi. Bunların içinde Atatürk’e hakaret eden satırlar olduğu gibi, Türk milletini de aşağılayan kısımlar vardı. Kitap piyasaya çıktığında hükümet tarafından yurda sokulması yasaklanmış, daha sonra bizzat Atatürk tarafından okunmuş ve Kılıç Ali’nin bahsettiği bir anekdot[2] ile okunmasına müsaade etmiştir. Aradan geçen on yıllardan sonra kitap Türkçeye tercüme edildi, fakat bu sefer de sansür engeline takıldı. Mahkeme kararıyla bazı satırların üzerine siyah şerit çekildi.

Yazarın 1923 yılına kadar ki Türkiye gözlemlerini aktardığı Türkiye Nasıl Doğdu adlı kitabında ise bir otosansür mevcuttur. Denilir ki, sansürlerin en tehlikelisidir otosansür… Kitabın 1928 yılındaki ilk Türkçe baskısındaki takdim kısmında, şöyle deniyor: “… Yeni Türkiye’nin nasıl doğduğunu ve bu muazzam olayın ortaya çıkışı sırasında yazarın gördüğü ve içine karıştığı olayları anlatan bu eseri kitap halinde yayınlamaktan amaç, tarihe hizmettir. Eserin konusuyla çok ilişkili olmayan bazı ayrıntılar, çeviren tarafından çıkarılmıştır.”  Kitabın bölümlerinden birinde ise, iki paragraf arasına konulmuş başka otosansüre yer veriyorum: “[Burada çok küstahça ve saldırgan birkaç satırı çıkardık]

Akıllara şu soru gelebilir, çok mu gerekli, hakaretleri duymak, yahut okumak… Edeb yâ hû! Çok yönlü düşünemedikten sonra, hükümet yahut yayınevlerinin uyguladıkları sansür ne kadar amacına ulaşır. Biz, zaten liderimize üç bin yıllık geçmişimizden gelen bir sevgi ile bağlıyız. Bunu bozmayı kimse başaramaz.

Armstrong’u iyi incelersek, su götürmez bir gerçekle karşılaşırız. O da, bu İngiliz’in, Türkleri ve Türkiye’yi zamanla çok iyi gözlemlediği ve tanıdığı gerçeğidir. Gerek Bozkurt da, gerekse Türkiye Nasıl Doğdu da, bunun birçok örneğini görebiliriz. Yazarın, İstanbul hakkındaki şu satırlarına katılmayacak var mıdır acaba:

Bizzat İstanbul şehri bir yaradır. Burada büyük ülküler ve ilhamlar yok olur. Burası kirli sokaklarda yaşayan sıradan insanların şehridir. Burası entrika, rezalet, hile, korkaklık merkezi, hain erkekler ve namussuz kadınlar şehridir. Burada en küçük meseleler üzerinde en büyük entrikalar döner. Burada büyük bir düşünce, büyük bir seciye, bir hareket, erdem veya devamlı bir çalışma yoktur. Bunlara bir de her etkili faaliyeti imha eden teslimiyeti eklerseniz İstanbul’un zihniyeti meydana çıkar. Fakat bu şehir, buraya gelen insanların kalbine dolanmıştır. Çünkü İstanbul, onu görenlerin ruhunu tahrip etmiştir…

Bir başka bölümde de Türkler hakkında şu düşüncelere yer veriyor:

Türkler uzun bir zaman kadınlarını ihmal ettiler. Başarısızlıklarının nedenlerinden biri de budur. Türkler, göçebe zamanına ait bazı âdetlerini halen koruyorlar. Fakat Türkler, defalarca gösterdikleri gibi, yenilgi ve üzüntü dakikalarında harikalar oluştururlar. İslamiyet, Türklerin milli seciyesine yardım etmiştir. Çünkü İslamiyet bir hamlede barbarları bile en yüksek şahikalara ulaştırır. Fakat onları o mevkide tutamaz.

Bütün bunların yanında, elbette ki kültürümüze ve benliğimize kabul edilemeyecek hakaretler de etmiştir Armstrong. Fakat bu kısımları sansürleyerek hiçbir şey elde edemeyiz. Belki bu iddialara ve yorumlara cevap verecek bir akademisyen çıkacak, fakat sansürle onu engelleyeceğiz. Çok çok İngilizce baskıları elde edip, sansürlenen kısımlar tek tek tercüme edilecek. Ne gerek var buna! Biz, kendimizi kontrol edemeyecek bir toplum muyuz? Cleisthenes ile başlayan demokrasi serüveni aslında gerçeği yansıtmıyor mu? Denetim mekanizması olmadan Türkler bir hiçtir demek, sansürle eş değerdir ve bu da Armstrong’un halkımızın adına yazdıklarını doğrular. Yani sansür, amacına ulaşamamış, Armstrong ve onun gibi yüzlercesinin teyidi olmuştur. Karşı çıktığımız husus, yanlış yorumlanabilir ve yorumlanacaktır da. Biz, bilgiye ulaşmak istiyoruz sadece. Ve dedem geliyor aklıma, siyah şerit onun yaşamına engel değildi. Sansür de bir engel değil, çözümü var!

[1] Kavgam ve Sansürler adlı yazıya ulaşmak için lütfen buraya tıklayınız.

[2] Kılıç Ali, anılarında bahseder: Armstrong ismindeki meşhur bir Türk düşmanının yazdığı kitapta, Atatürk’ün aleyhinde bazı kısımlar vardı ve bunun için de hükümet tarafından memlekete sokulması men edilmişti. Atatürk merak etti. Kitabı getirtti. Bir gece sofrada geç vakte kadar tercüme ettirerek okuttu, dinledi. Armstrong, Atatürk’ün herkesçe malûm içkisinden bahsediyor ve bunlara garazkârâne mütalâalarını da ilave ediyordu. Fakat bunları sayıp dökerken de, memleketin herhangi bir felâketi veyahut memleketini ve milletini alâkadar edecek herhangi mühim bir hadise zuhur etti mi, onun içkisini de, eğlencesini de bir tarafa bırakıp pençesini hadiselerin üzerine atarak arslan gibi kükrediğini de belirtip yazmayı ihmal etmiyordu. Atatürk kitabı sonuna kadar dinledikten sonra; ‘Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!’ diye latife etmişlerdi.


Yorum Yapılmamış - "Siyah Şerit"

Yorum Formu

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Şubat 2020
PSÇPCCP
« Kas  
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
242526272829 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Geride duran lider, hep geride düşünür. Shoot'em Up

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.