GrknCnplt

13 Ara, 2011

Türkiye Nasıl Doğdu

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Târih

Yazarının ismi diğer yazılarımda da sıkça geçen bir kitabın, bu sayfada yer almasını istedim. Öncelikle, kitabın içeriği hakkında da birkaç söz ettiğim şuradaki yazıya bakmanızı tavsiye ederim. Kitap, sansüre maruz kalsa da, konu bütünlüğü açısından bunun pek de bir önemi yok. Kitabın yazarı Harold C. Armstrong… Bu isim birçoğunuza tanıdık gelmeyebilir. Çünkü yazmış olduğu kitaplar Türkçe’ye tercüme edilmesine rağmen uzun süreler yasaklı olarak kaldı. Sansür tartışmalarına girmek istemediğim gibi, bu tartışmalara yorum yapmak için mutlaka yazarın diğer kitaplarını da okumanızı tavsiye ediyorum. En ünlü kitabı olan Bozkurt’u da daha sonra inceleyeceğim.

Yazar, I. Dünya Savaşı’nın başlarında Kut’ül-Amare’de askerlerimize esir düşmüştür. Esirler karargâhımız olan Afyonkarahisar’a, Anadolu’nun birçok şehrinden geçirilerek getirildiğinden Türk halkını tanımaya çalışmış ve belki de esirliğinden dolayı Türklere karşı kin duymaya başlamıştır. Daha sonraları, Osmanlı’yı yenen Müttefiklerin Genelkurmay Başkanlığı’nda görev alarak İstanbul’a dönmüştür. Bu sefer mağlup değil, galiptir. Türkiye, Türk insanı ve Atatürk hakkında kitaplar kaleme almıştır. Bunlar arasında en çok tanınan eseri, Mustafa Kemal Atatürk hayattayken yazmış olduğu Bozkurt adlı biyografi kitabıdır. Fakat bu kitabın, yazıldığı yıldan bugüne değin Türk okuyucuları tarafından okunması istenmemiştir. Armstrong, kitabında ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e diktatör edasıyla rol biçip, sorgulaması imkansız olaylardan bahsetmekteydi. Bunların içinde Atatürk’e hakaret eden satırlar olduğu gibi, Türk milletini de aşağılayan kısımlar vardı. Kitap piyasaya çıktığında hükümet tarafından yurda sokulması yasaklanmış, daha sonra bizzat Atatürk tarafından okunmuş ve Kılıç Ali’nin bahsettiği bir anekdot ile okunmasına müsaade etmiştir. Aradan geçen on yıllardan sonra kitap Türkçeye tercüme edildi, fakat bu sefer de sansür engeline takıldı. Mahkeme kararıyla bazı satırların üzerine siyah şerit çekildi. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

01 Eki, 2011

Siyah Şerit

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

Herkes gibi ben de dedeme hasretle doluyum. Vefatına değin, âmâlığı dışında ciddi bir rahatsızlığı olmamıştı. Buna rağmen, diğer insanlar gibi yaşamını tek başına idame etme yeteneğine haizdi. Hatta bazılarının eline hiç yakışmayan çekiç ve çivi ile, çok rahat bir şekilde basit onarımları bile tamamlardı. Çocuk yaşta olmama karşın, hiçbir zaman dedemi siyah bir şeridin mahkûm ettiğine inanmadım. Zira dedem, hepimizden sağlıklı ve yapmak istediğini muhakkak başaran bir kuvvetle karşımda durmaktaydı. Siyah şerit onu mahkûm değil hâkim kılmıştı… Yazının devamını okumak için tıklayınız »

01 Şub, 2011

Führer

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Târih

Adolf Hitler, I. Dünya Savaşı sonrası hapse düştüğü günden, siyasi hayata atıldığı zamana kadar pek çok konu hakkında fikirleri olgunlaşmış ve yine hapiste yazdığı ‘Kavgam’ adlı kitapta da bu fikirlerinin bir kısmını yayımlamıştır. Alman liderinin bu kitabı bilinenin aksine aslında iki ciltten oluşmaktadır. İlk cildi, daha çok kişisel görüşleri, savaş anıları ve dönemin sosyolojik yapısı hakkındaki düşüncelere dayanırken, Almanya’nın ve dünyanın kaderini etkileyecek asıl önemli fikirler ikinci ciltte yer almaktadır. Hitler o satırlarda, kurulmuş olan Nasyonal Sosyalist Parti’nin biraz ütopik de olsa ideal devlet düzeni için yapmak istediklerini ve partinin asıl siyasi programı hakkında detaylı bilgiler yazmaktadır. Ayrıca devletin gelecek dönemlerine yönelik fikirlerinin yanı sıra, öğütler de vermektedir. Kaldı ki kendi fikirlerini on yıl kadar bir süre sonra tüm Alman halkına benimsetecek ve onlar için haklı olarak Führer unvanını alacaktır…

Führer kelimesi, Almanca lider demektir. Ve tartışılsa da bu sıfatın Hitler’e, halkın desteğiyle verildiği aşikârdır. Zaten Führer olarak Hitlerin varlığı, halkın onu liderleri olarak kabul edip, Büyük Alman İmparatorluğu’nun kurucusu saymasından ileri gelmektedir. Hitlerin de düşüncesine göre Almanya, o güne kadar iki imparatorluktan meydana gelmektedir. Birincisi olan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu 843 yılında kurulup 1806 yılında yıkılmıştır. İkincisi Alman İmparatorluğu olup, 1871 yılında kurulmuş ve I. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle de yıkılmıştır. Hitler, başında bulunduğu Nasyonal Sosyalist Partisi ile yönettiği ülkesini III. İmparatorluk, Büyük Alman İmparatorluğu ya da kendi dillerinde III. Reich olarak adlandırmış, kendisini de bu imparatorluğun tabii olarak kurucu – lideri kabul etmiştir. Bu Reich ifadesi ilk olarak 1923 yılında Alman yazar Arthur Moeller van den Bruck tarafından yazılan bir kitaba isim olmuştur. Hitler tarafından ise ülkesinin en geniş sınırlarına ulaştığı 1942 yılında isim olarak imparatorluğa verilmiştir. Hitler’in, Roma Germen İmparatorluğu’nu birebir yeniden canlandırmak istememesinin nedeni de, kurduğunu ilan ettiği yeni imparatorluğun zaten bu işlevi yerine getireceğine olan inancından kaynaklanmaktaydı. Ancak, bu yeni imparatorluğun (III. Reich) önünde bazı engeller bulunmaktaydı ve ne yazık ki bu engeller arasında ırksal özellikleri farklı olan Yahudilerle Çingeneler başı çekmekteydi. Irksal olmasa da düşünce ve tercih bakımından da engel teşkil edildiği öne sürülen sosyalistler, eşcinseller ve komünistler de bulunmaktaydı. Bütün bu engeller, sadece yirminci yüzyılın değil, aynı zamanda tarihin en utanç verici savaşı dahilinde acı dolu soykırımlara neden olmuştur. Bu soykırımların tek sorumlusu olarak Hitler’i gösteremesek de, halkı bu iğrenç cinayetlerin haklılığına inandıran ve kendi ırkçı ülküsünü halka sevdiren Hitler olduğu için, onu dünya tarihinin en kanlı devlet başkanı olarak tanımlayabiliriz.

Hitler, III. Reich İmparatorluğu ile Almanya’da bazı değişikliklere yönelmiştir. Alman Parlamentosunun kundaklanmasının hemen ardından temel demokratik haklardan bazılarının kaldırılması ve daha sonra Hitler’in, parlamentoya ait olan tüm yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplaması, Almanya’yı bir nevi orta çağ imparatorluğu havasına bürümüştür. Doğal olarak Hitler’in Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmasına gerek kalmamış, hazır olan Alman Cumhuriyeti’ni kendi ideolojik ve etnik emelleri için III. Reich İmparatorluğu’na çevirmesi yeterli olmuştur…

12 Ara, 2010

Artık Beni Sevme

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Sinema

Güzel filmler vardır, izlenilir ve herkese tavsiye edilir… Ağlatır insanı, boğazını düğümler… Gece yatırmaz, sabah yataktan kaldırmaz… Düşünürsün günlerce, düşünürsün… Sadece görüntüler değil, konuşmalar da aklında kalır, kulaklarında çınlar… İşte, böyle bir film: Artık Beni Sevme

Filmde yer alan o muhteşem öğüt, ağıt, sitem ve konuşmaları aşağıya ekliyorum. Okuyun…

Ne sanıyorsun ki? Güzelsin diye her şeyi yapabileceğini mi? Ama şans eseri güzelsin, bilerek olmadı ki bu! Her gün kalktığında bunu düşünmelisin. Oysa sen, güzelliğini kibre dönüştürüyorsun. Bu hiç hoş değil ama! İhtiyarlayıp gittin mi kimse sana bakmayacak.

***

Delirmiştim. Ona deli gibi âşıktım.

***

Ne kadar zaman? Ne kadar zamanım var benim? Yıllarım mı, günlerim mi, saatlerim mi? Ne kadar? Bunu düşündükçe kalbim öyle hızlı çarpıyor ki… Yaşamak… Benim ülkem…

Kalan zamanlarımı seviyorum. Gülmek istiyorum, koşmak, ağlamak, konuşmak, ve görmek, inanmak, içmek, dans etmek, bağırmak, yemek yemek, yüzmek, hoplayıp zıplamak, isyan etmek; bitirmedim, bitirmedim, bitirmedim… Uçmak, şarkı söylemek, gitmek; yeniden gitmek… Kalan zamanı seviyorum.

Nerde doğduğumu bilmiyorum artık ya da ne zaman. Uzun zaman önce değildi, biliyorum. Benim ülkem yaşamaktı. Babamın şöyle dediğini de hatırlıyorum: “Zaman ekmeğin gibidir senin. Yarına da biraz sakla.” Hala ekmeğim var benim. Hala zamanım var ama ne kadar? Oynamak istiyorum, gülmek istiyorum anlasanıza gülmek… Ağlayıp, gözyaşlarına boğulmak… Gemiler dolusu bordo şarabı içmek istiyorum hala ve dans etmek… Bağırmak, uçmak, yüzmek; bütün okyanuslarda… Bitirmedim, bitirmedim: şarkı söylemek istiyorum, sesim kısılıncaya kadar konuşmak… Seviyorum zamanı; kalan zamanı. Ne kadar zaman, ne kadar zamanım var benim? Yıllarım mı, günlerim mi, saatlerim mi? Ne kadar? Seyahat hikâyeleri istiyorum ben. Görecek çok insan var daha, çok manzara: çocuklar, kadınlar, koca koca adamlar, minyon olanlar, eğlenceliler, hüzünlüler, çok akıllılar ve bir de aptallar. Komiktir aptal ihtiyarlar, dinlendirir insanı. Güllerin arasındaki yabani otlar gibi.

Ne kadar zaman, ne kadar zamanım var benim? Yıllarım mı, günlerim mi, saatlerim mi? Ne kadar? Umurumda değil aşkım, çünkü orkestra sussa da dans edeceğim ben hala… Uçaklar uçmayı bıraksa bile tek başıma uçacağım. Zaman durduğu zaman da, Seni hala Seveceğim…

Bilmiyorum nerde, bilmiyorum nasıl ama seni hala seveceğim, hala seveceğim; tamam mı?

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Kasım 2020
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Âşıklara haber vermek isterim: Kalbin tüm meseleleri yalnız kalpte halledilir, çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri ise nefrettir. Peyami Safa

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.