GrknCnplt

15 Nis, 2013

Ardahan’dan Alamanya’ya

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Târih

I. Dünya Savaşı’nın, selefi olan birincisine nispeten yıkıcı gücü daha şiddetli vuku bulmuş ve neredeyse tüm dünyayı etkileyen ekonomik, sosyal ve psikolojik çöküntülere sebep olmuştur. Savaşa katılan onlarca ülke bu etkileri doğrudan hissederken, savaşın varlığına dolaylı olarak dâhil olan devletler de yine o ölçüde bu yıkıcı izleri bünyesinde yaşamıştır. Almanya, II. Dünya Savaşı’nın baş müsebbibi olan devlet konumunda olduğundan, şüphesiz ki bu yıkıcı etkiyi en fazla yaşayan devlet olmuştur. Ayrıca yine I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Almanya’nın bu ikinci büyük savaşta da yenilmesi, ülkenin tarumar olmasına ve ciddi sorunların kalıcı izler bırakmasına sebep olmuştur. Fakat Alman ulusunun çalışkanlığı ve hatta artık deyimleşmiş olanAlman Disiplinisayesinde Almanlar, ülkelerini tekrar ayağa kaldırmış ve şu anda dünyada sözü geçen birkaç Avrupalı devletten biri yapmıştır. Burada önemli olan husus, yeryüzünün bugüne kadar gördüğü en yıkıcı savaşlardan olan II. Dünya Savaşı’ndan yenik ve parçalanmış olarak çıkan III. Reich’in, salt kendi iç unsurları sayesinde mi tekrar toparlanmayı başardığı meselesidir. İşte, bu noktada Anadolulu Türkler karşımıza çıkmaktadır.

1960’lı yıllardan itibaren Alman ekonomisini ayağa kaldıran en büyük etmenlerden olan Türk işçileri, evlerini bırakıp çalışmak için gurbete giden ve büyük çoğunluğunu köylü gençlerimizin oluşturduğu geniş bir kitleydi. Neredeyse Anadolu’nun dört bir yanındaki her köyden bir işçi çalışma izni ve isteği için İş Bulma Kurumu’na başvuruyor, ve bunu görenler de bu halkaya dâhil oluyordu. Böylece Türkiye’den Avrupa’nın bağrına giden işçi sayısı her geçen gün artmış ve bu da ülkemizin dışa açılmasının ve teknolojiyle tanışmasının ikinci en önemli nedeni olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimler bu dışa açılmanın ilk halkasını oluşturmuş, ikinci halkayı ise Almanya’ya giden Türk işçilerinin yurda dönmeleri gerçekleştirmiştir. Üçüncü halka yıllar sonra Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı sırasında yaşanacak ve Türkiye, teknolojiyi takip edebilecek konuma gelecektir. Yavaş yavaş teknoloji üretip bilgi satma eğilimi gösterdiğimiz varsayılırsa, bu halkalar zincirinin yavaş da olsa gelişmemize katkı sağladıklarını aşikârene görürüz. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

14 Eki, 2012

Ne Yapalım Meselâ?

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

İnsana en çok şeyi geceler öğretir. Gecelerde tanır insan, insanı. Gecelerde bilir yalnızlığın vehmini ceset. Bundandır ki, bir tek geceler yalnız bırakmaz çok yalnız bırakılmış bir yalnızı…

Sarhoş değildim. Ne içkiden ne de en karizmatik sigaradan dolayı. Önemsenmeyecek bir yalpalanma vardı belki ayaklarımda, fakat yine de bilinçli ve kudretliydim. Düşeyazdığım da oldu, koştuğum da…

Önce uzunca yürüdüm. Mesafeler kilometrelerle ölçülürdü beynimde. İlk olarak gencecik bir erkek gördüm, bağırıyordu ve saat gece yarısını çoktan terk etmişti. Önce bir polis arabası durdu önünde, sonra bir tanesi daha. Delikanlı bağırıyordu:

“Abi vur beni. Öldürün beni abi. Artık yeter! Babam yok benim abi. Dayanamıyorum artık, alın götürün beni!”

Saat gece yarısını çoktan terk etmişti. Bir iki adım atmak istedim ondan yana. Genç, bağırıyordu, “Babam yok benim. Alın beni abiii!..” Çaresizliği gördüm. Yutkundum, yürüdüm.

Ne içtiğimi unuttum. Yürüyordum yine uzunca ve kısa adımlarla. Aynı sokaktan iki kere geçmek de gerekti. Nihayet bir parkın önünden geçerken, -ki akrep yarımı çoktan terk etmişti, bir delikanlı daha gördüm. Bir bankta oturuyor ve susuyordu. Simetrik olarak geçtim karşısındaki banka. Ben de oturdum ve onu taklit ettim. Hoş, anladım ki, taklit edilen bendim. Etrafta kimseler yoktu. Akreple yelkovan yarışa dursun, bitince içtiğim zıkkım, kalktım yerimden ve yürümeye koyuldum yeniden…

Sarhoş değildim ama yalpalıyordum. Gidecek başka yerim mi kalmıştı, bilemiyordum. Caddeye çıktım. Lüks vitrinlerin önünden geçerken, bir ara sokağın hemen kenarında, yine ışıl ışıl bir mağazanın mermer merdivenine oturan bir adam gördüm. Sadece gördüm ve caddeyi arşınlamaya devam ettim. Bir iki metre sonra geri döndüm, ve ara sokağa daldım. Gittim yanına:

“Selâmün aleyküm, oturabilir miyim?”

“Aleyküm selâm.”

Ellinin üstünde, altmışın altında yaşı vardı. Kırçıl sakalları, yakışıklı bir yüzü ve pek de yüksek çıkmayan bir sesi vardı. Boyu da, tahminime göre bir yetmişin üzerinde değildi. Ben oturur oturmaz cebinden Anadolu Sigarası’nı çıkardı ve bana uzattı. İçemiyorum başkasını diyerek, kendi paketimden yaktım. Sigarasını yaktı, mağazanın mermer merdivenine iyice yaslandı. Konuşmuyordu. Adını sordum. “Bilmiyor musun?” dedi, “Bilmiyorum” Adını söyledi. “Mübarek bir isim” dedim. Konuşmuyordu. Konuşturmak istiyordum:

“Sen de mi insanlara küstün? Kızgın mısın?”

Sorumu ikiletti. Ve cevap verdi:

“Ne yapalım meselâ?”

Sözü bitirmişti. Hayırlı geceler diledim. Kalktım ve bu sefer koşmaya başladım. Zemberek kırılmıştı. Saat gece yarısını epey geçmiş, sabaha doğru yaklaşıyordu. Koşuyordum. Ve tekrarlıyordum aldığım son cevabı… Sahi, ne yapalım meselâ?

05 May, 2012

İkinci Bahar

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

Ağustos 2010’da kurulan bu site, çok değişiklik geçirmeden bugüne kadar geldi. Fakat son birkaç haftadır sitenin külliyetini köklü değişikliklere sürükleyerek yepyeni bir yüzle yayına hazırladım. Değişim, sadece tasarım değil içerik ile de alâkalı olduğundan, daha güncel bir blog sitesi ile karşı karşıyayız… Ayrı kaldığım birkaç ay içerisinde, hayatımda da önemli birkaç değişiklik olduğundan daha farklı bir yol izlemeye karar verdim. İkinci Bahar; kutlu olsun!

Sitenin bu yeni hâline eklediğim yahut değiştirdiğim bazı özellikler şunlar oldu:

  • Sağ menüye, seçtiğim özlü sözlerden oluşan bir rastgele yazı bölümü eklendi
  • Takvim ve saat eklendi
  • Flickr, Yahoo siteye entegre edildi
  • Facebook Beğen eklentisi, resmi buton ile değiştirildi
  • Yazılara, etiket eklenmeye başlandı

Ve en önemli gelişme de artık internet sitesi yaptırmak isteyenler için hizmet vermeye başlamış bulunmaktayım. Şık bir tasarıma sahip olmak, tasarım aşamasından hemen sonra teknik destek almak için kısa sürede ve uygun fiyata bir internet sitenizin olmasını istiyorsanız iletişime geçiniz. İnternet sitesi yaptırmak için, lütfen buraya tıklayarak iletişim formunu doldurunuz.

 

05 Oca, 2012

Yerle Yeksan

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Sinema

Senaryosunun yazıldığı roman da sıklıkla eleştirilen “Gülün Adı” adlı film, Orta Çağ Hıristiyan ruhban sınıfının bilgiye bakış açısını yansıtmakla beraber, dönemin toplumsal ve siyasal konjonktüründen de izleyicide derin izler kalacak şekilde bahsetmektedir. Bu iki temel konu etrafında filmden onlarca detay yakalanabilir ve analiz edilebilir. Bütün bu konular ve alt dalları ile filmi topyekûn eleştirmek, tarihi, iktisadi, toplumsal, siyasal ve dini olarak analiz etmek için izleyici olmak yetersizdir. Bundan dolayı yüzeysel olarak sadece yukarıdaki iki ana konu üzerinden filmi eleştirmekle yetinmeliyim.

Tarih öncesi devirlerde de, yazı ile beraber tarihi devrilerde de toplumun ayrılmaz bir parçası olarak görülen din adamlarının ekseriyetinin, toplumdan daha “iyi” bir konumda yaşantılarını sürdürdükleri bilinmektedir. Bu evrensel gerçekten hareketle, İtalya’da bir Hıristiyan manastırında geçen filmin bu şekilde yorumlanması gerekmektedir. Fakat Hıristiyanlığın, özellikle Orta Çağ’da bu etkisini, gücü elinde tuttuğundan bir yetki olarak kullanması gözler önündedir. Film içinde de, diğer somut örneklerle de bu kanıtlanabilir. Bağış sisteminin halkı sömürmeye dönüşmesi, bundan dolayı kilise ile halkın arasında ekonomik açıdan büyük bir uçurumun ortaya çıktığını görmek mümkündür. Toplumdan sıyrılarak siyasal açıdan bu düzene baktığımızda, bölünmüşlüğün belirtilerini ortada görürüz. Hatta siyasi kurumları da dini toplumlarla birlikte ele alacak olursak, bu daha iyi kavranabilir. Tarikatlara bölünmüş olan Orta Çağ Hıristiyan dünyasının çekişmelerini, filmde de görmek mümkündür. Fransiskenler tarikatının lideri Cesenalı Michelle’in, manastırdaki cinayetler için imparator tarafından görevlendirilmesi, Papa’nın pek de hoşuna gideceği bir davranış değildir. Siyasi-dini çekişmeler, günümüze kadar süregelmiştir. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Ocak 2021
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Delirmiştim. Ona deli gibi âşıktım. Deux jours à tuer

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.