GrknCnplt

30 Kas, 2015

Harçlar Mes’elesi

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

Bu yazıyı 2012 yılının sonlarında kaleme almıştım. O zaman fakültelerde epey heyecan uyandıran Harçlar Mes’elesi’ni ben bile unutmuşken, YÖK’ün geçenlerde aldığı akıl dolu yeni kararı sâyesinde hatırlamış oldum. Bu karara göre iki veya daha fazla üniversitede aynı anda kaydı bulunan öğrencilerden dönemlik otuz küsur lira harç talep edilmeye başlandı. Hatta uygulamanın ilk safhasında üniversite tarafından kısa mesaj yoluyla, ödeme yapmayan öğrencilere faiz tahakkuk ettirileceği de bildiriliyor… Elâlemin ülkesi talebeleri daha çok okusun diye bir taraflarını yırtar durur, bizimkiler de okumamaları için ellerinden geleni yaparlar. Ücretin niceliğine takılmıyorum, -gerçi bir sınava 70,00 TL başvuru ücreti alıp ek tercih için de 15,00 TL talep eden ÖSYM’nin maymun iştahını kabul edemiyorum, ancak böyle utanç verici bir karara imza atılması dahi zulümdür.

***

Aradan üç yıl geçmesine rağmen sanırım konu güncelliğini koruyor. Bu bakımdan burada yeniden paylaşmayı uygun buldum. YÖK’ün yavrusu ÖSYM ile ilgili karalamalar içinse sizi şuraya dâvet ediyorum: ÖSYM Neden Lağvedilmelidir?

Yazının devamını okumak için tıklayınız »

14 Kas, 2015

Bâzıları

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Edebî

Ne yazacağımı bilmiyorum aslında. İyi bir fikrim ya da parlak yazma yeteneğim falan yok. Ya da en azından şimdilik bu yazamama merasimini sayrılığıma bağlayabilirim. Oysa kafamda eskiden beri var olan bir kurgu vardı elbet. Tolstoy’un Hacı Murat, Server Bedii’nin Cingöz Recai, Aytmatov’un Cemile karakterini falan yazacaktım. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

04 Eki, 2015

Sultan’ın Kavuğu

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Hikâye

Târih fakültesini son sınıfta terk etmek gafletini herkes yapmıyor bu sıralar. Ben yaptım. Tüm bunlara sebep olan ise Sultan’ın kavuğuydu. Kulağa garip geliyor, biliyorum. Bu nedenle kendimde bir pişmanlık da görmüyor, aksine bu durumun özgeçmişime bir hava kattığına inanıyorum.

Bir hocam anlatmıştı. Körlerin topallarla birlikte gezdiği bir zaman, bir ülkede bir Sultan varmış. Sultan’ın ağzından çıkan her şey kanun, eline aldığı her şey altın nimetindeymiş. Bu durum on yıl kadar sürmüş. Hükümranlık safahatı, Sultan’ın kavuğunu kaybetmesiyle son bulmuş. İşte o sıra, Sultan yine bir ferman buyurarak, kavuğunu bulan ile evlenmeyi vaat etmiş. Bilirsiniz, eski taassuplar gereği toplumda hâtunların erki de yüksektedir. Sultan da bir hâtun. Hem de ne hâtun.

O dönemleri yazan İbn-i Cevâhir, Sultan’ı tasvir ederken bir tavus kuşu imgesini kullanır. “O” der, “bir tavus kuşunun bin bir renkteki tüylerinden sâdece biri olabilirdi, ama Tanrı hepsi olmasını istemişti.”

Gözlerinin rengi tahmin ki elâya benzer. Kimi zaman güneş ile doğar, kimi zaman ay ile batarmış. Sürmelerini gözüne çeker, tahtına otururken de vâkurla emredermiş. Erkekler için emrettiği Hun traşını, kendisi için de elzem koşmuş. Sâdece ensesine kadar inen saçları, rüzgârda kanatlanan uzun etekleri, tatlı sesiyle hoş bir sâdâ bırakmasını iyi bilirmiş. Hatta işi ileriye götürüp, sarayında bir musikî heyeti bile kurmuş. Bu heyetin başına zamanın meşhur üstâdı tanburî Fizânî Efendi’yi geçirmiş, kendisi de ondan bizzat ders almış.

Sultan’ın sözleri kanun demiştik ya, umûmî efkâr da onun bir dediğini iki etmez, hepsi aralarında sözleşmişçesine onu severmiş. Hâtunluğundan gelen hâşinliği ise kimi zaman onu ordunun başına geçirir, Sir-i Derya dolaylarına kadar at sırtında kılıç şakırdatırmış. Câni değilmiş, ama her zaman da uysal… Yazının devamını okumak için tıklayınız »

02 Eki, 2015

Abuk Sabuk

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Hikâye

Hayatımda çok nâdir günler vardır ki onları unutamam. Unutamama merâsimi yıllarca sürer. Bu durumun tafsilatını araştırmaya koyuldum ve ortaya iç açıcı sonuçlar çıktı:

Orta beynimizde yer alıp adına hipokamp denilen merkez, yaşantımızla ilgili hatırlamaya değer olayları bir üst makam olan kortekse arz eder, korteks de hatırlanmaya değer şeyleri zihnimize kaydedermiş. Bittabî her olayın kaydedilme ihtimali yok. Bu husus şartlara bağlanmış. Temel koşut; duyguların aktif şekilde hareket hâlinde olması ve heyecan unsurunu barındırması. Misâl odur ki, dün akşam ne yediğiniz bile pek hatırlanmaz. Ancak hayatınızda ilk ve tek defa ıstakoz yediyseniz, bunu mıh gibi hatırlamanız gerekir. İlk sevişme ânı, mezuniyetiniz, işten kovulduğunuz gün de buna dâhildir.

Ama ben bunlara inanmıyorum. İnansaydım zenciyle tanıştığım gün duygularımın donukluğundan dem vurmazdım. Hafızamın o günün dehlizlerde kaybolmasına yüreği el vermemiş olsa gerek. Başka bir açıklaması yok. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Haziran 2020
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Dur sana bir nasihat vereyim. Asla kâr peşinde koşan birine güvenme. Onlar kötü adamlardır. Shoot'em Up

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.