GrknCnplt

20 May, 2015

E-Mürekkep Teknolojisi ve Modern Münevverler!

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Bilişim

Bilim, yazının icâdını Sümerler devrine (İ.Ö. 3500) tarihlendirse de, bizce bu süreç insanlığın başlangıcından itibaren var olan ve sürekli gelişim gösteren bir dönemi ihtivâ etmektedir. Bu nedenle yazının önemi, bugüne kadar var olmuş herhangi bir şeyden daha çok ön plana çıkmakta ve bu minvâlde de değerini korumaktadır. Gerçek o ki, eski Asur İmparatorluğu’ndan kalan mahkeme zabıtlarını okumak, aradan geçen üç bin yıla rağmen büyüleyici bir anlam ifâde etmektedir. İşte bu nedenle söz uçar, yazı ise bâki kalır deyimi insanda heyecan uyandırmaktadır. Bununla birlikte kalemin, kılıçtan çok daha önemli bir silâh olduğu gerçeği de yüzyıllar boyunca önemini korumuştur. Dolayısıyla yazının, yani yazılı bir bilginin sözlü ifâdelerden çok daha önemli olduğu gerçeği sabittir. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

Etiketler:

20 Nis, 2015

Önce Kelime Vardı

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Kitap

Bireylerin, hayatını idame ettirebilmesi için yapmakla mükellef olduğu bâzı uğraşılar bulunmaktadır. İnsanlığın var olduğu ilk dönemden itibaren bu zaruret, eksilmeden devam edegelmiştir. Söz gelimi konuşmak, yazmak, tarım yapmak, hayvan gütmek, eşyayı bilmek, gündelik işleyiş hakkında bilgi sahibi olmak, insanların yaşayışları için elzem olan unsurlardır. Bittabi sıralanan bu zorunluluklar, günümüzde daha farklı boyutlarda kullanılmakta ya da yerlerini bir başka zorunluluğa devretmektedir. Ne olursa olsun, temel olarak insanlar, ihtiyaçlarını bu doğrultuda gidermektedirler.

Önce kelime vardı diye başlar İncil. Bu kelimenin şüphesiz ki mânâlar içinde mânâsı bulunmaktadır. Zorlama feylesoflar ile bu anlam en derin tesirli felsefe terimlerine dönüşebilir ve ondan sonra salvolu hareketleri ile zihnimizi karıştırabilir. Yahut mütercim üslubu ile kelime yerine söz ifâdesi eklenebilir. Hülâsa hendesenin temelini oluşturan nokta şekli bile, birçok anlamı bünyesinde ihtivâ edebilmektedir. Yeter ki farklı alanlarda uzmanlığı olduğunu iddia eden muhteremler bu işe el atsın…

Yazının devamını okumak için tıklayınız »

15 Nis, 2013

Ardahan’dan Alamanya’ya

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Târih

I. Dünya Savaşı’nın, selefi olan birincisine nispeten yıkıcı gücü daha şiddetli vuku bulmuş ve neredeyse tüm dünyayı etkileyen ekonomik, sosyal ve psikolojik çöküntülere sebep olmuştur. Savaşa katılan onlarca ülke bu etkileri doğrudan hissederken, savaşın varlığına dolaylı olarak dâhil olan devletler de yine o ölçüde bu yıkıcı izleri bünyesinde yaşamıştır. Almanya, II. Dünya Savaşı’nın baş müsebbibi olan devlet konumunda olduğundan, şüphesiz ki bu yıkıcı etkiyi en fazla yaşayan devlet olmuştur. Ayrıca yine I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Almanya’nın bu ikinci büyük savaşta da yenilmesi, ülkenin tarumar olmasına ve ciddi sorunların kalıcı izler bırakmasına sebep olmuştur. Fakat Alman ulusunun çalışkanlığı ve hatta artık deyimleşmiş olanAlman Disiplinisayesinde Almanlar, ülkelerini tekrar ayağa kaldırmış ve şu anda dünyada sözü geçen birkaç Avrupalı devletten biri yapmıştır. Burada önemli olan husus, yeryüzünün bugüne kadar gördüğü en yıkıcı savaşlardan olan II. Dünya Savaşı’ndan yenik ve parçalanmış olarak çıkan III. Reich’in, salt kendi iç unsurları sayesinde mi tekrar toparlanmayı başardığı meselesidir. İşte, bu noktada Anadolulu Türkler karşımıza çıkmaktadır.

1960’lı yıllardan itibaren Alman ekonomisini ayağa kaldıran en büyük etmenlerden olan Türk işçileri, evlerini bırakıp çalışmak için gurbete giden ve büyük çoğunluğunu köylü gençlerimizin oluşturduğu geniş bir kitleydi. Neredeyse Anadolu’nun dört bir yanındaki her köyden bir işçi çalışma izni ve isteği için İş Bulma Kurumu’na başvuruyor, ve bunu görenler de bu halkaya dâhil oluyordu. Böylece Türkiye’den Avrupa’nın bağrına giden işçi sayısı her geçen gün artmış ve bu da ülkemizin dışa açılmasının ve teknolojiyle tanışmasının ikinci en önemli nedeni olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimler bu dışa açılmanın ilk halkasını oluşturmuş, ikinci halkayı ise Almanya’ya giden Türk işçilerinin yurda dönmeleri gerçekleştirmiştir. Üçüncü halka yıllar sonra Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı sırasında yaşanacak ve Türkiye, teknolojiyi takip edebilecek konuma gelecektir. Yavaş yavaş teknoloji üretip bilgi satma eğilimi gösterdiğimiz varsayılırsa, bu halkalar zincirinin yavaş da olsa gelişmemize katkı sağladıklarını aşikârene görürüz. Yazının devamını okumak için tıklayınız »

14 Eki, 2012

Ne Yapalım Meselâ?

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

İnsana en çok şeyi geceler öğretir. Gecelerde tanır insan, insanı. Gecelerde bilir yalnızlığın vehmini ceset. Bundandır ki, bir tek geceler yalnız bırakmaz çok yalnız bırakılmış bir yalnızı…

Sarhoş değildim. Ne içkiden ne de en karizmatik sigaradan dolayı. Önemsenmeyecek bir yalpalanma vardı belki ayaklarımda, fakat yine de bilinçli ve kudretliydim. Düşeyazdığım da oldu, koştuğum da…

Önce uzunca yürüdüm. Mesafeler kilometrelerle ölçülürdü beynimde. İlk olarak gencecik bir erkek gördüm, bağırıyordu ve saat gece yarısını çoktan terk etmişti. Önce bir polis arabası durdu önünde, sonra bir tanesi daha. Delikanlı bağırıyordu:

“Abi vur beni. Öldürün beni abi. Artık yeter! Babam yok benim abi. Dayanamıyorum artık, alın götürün beni!”

Saat gece yarısını çoktan terk etmişti. Bir iki adım atmak istedim ondan yana. Genç, bağırıyordu, “Babam yok benim. Alın beni abiii!..” Çaresizliği gördüm. Yutkundum, yürüdüm.

Ne içtiğimi unuttum. Yürüyordum yine uzunca ve kısa adımlarla. Aynı sokaktan iki kere geçmek de gerekti. Nihayet bir parkın önünden geçerken, -ki akrep yarımı çoktan terk etmişti, bir delikanlı daha gördüm. Bir bankta oturuyor ve susuyordu. Simetrik olarak geçtim karşısındaki banka. Ben de oturdum ve onu taklit ettim. Hoş, anladım ki, taklit edilen bendim. Etrafta kimseler yoktu. Akreple yelkovan yarışa dursun, bitince içtiğim zıkkım, kalktım yerimden ve yürümeye koyuldum yeniden…

Sarhoş değildim ama yalpalıyordum. Gidecek başka yerim mi kalmıştı, bilemiyordum. Caddeye çıktım. Lüks vitrinlerin önünden geçerken, bir ara sokağın hemen kenarında, yine ışıl ışıl bir mağazanın mermer merdivenine oturan bir adam gördüm. Sadece gördüm ve caddeyi arşınlamaya devam ettim. Bir iki metre sonra geri döndüm, ve ara sokağa daldım. Gittim yanına:

“Selâmün aleyküm, oturabilir miyim?”

“Aleyküm selâm.”

Ellinin üstünde, altmışın altında yaşı vardı. Kırçıl sakalları, yakışıklı bir yüzü ve pek de yüksek çıkmayan bir sesi vardı. Boyu da, tahminime göre bir yetmişin üzerinde değildi. Ben oturur oturmaz cebinden Anadolu Sigarası’nı çıkardı ve bana uzattı. İçemiyorum başkasını diyerek, kendi paketimden yaktım. Sigarasını yaktı, mağazanın mermer merdivenine iyice yaslandı. Konuşmuyordu. Adını sordum. “Bilmiyor musun?” dedi, “Bilmiyorum” Adını söyledi. “Mübarek bir isim” dedim. Konuşmuyordu. Konuşturmak istiyordum:

“Sen de mi insanlara küstün? Kızgın mısın?”

Sorumu ikiletti. Ve cevap verdi:

“Ne yapalım meselâ?”

Sözü bitirmişti. Hayırlı geceler diledim. Kalktım ve bu sefer koşmaya başladım. Zemberek kırılmıştı. Saat gece yarısını epey geçmiş, sabaha doğru yaklaşıyordu. Koşuyordum. Ve tekrarlıyordum aldığım son cevabı… Sahi, ne yapalım meselâ?

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Temmuz 2020
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Bizzat İstanbul şehri bir yaradır. Burada büyük ülküler ve ilhamlar yok olur. Burası kirli sokaklarda yaşayan sıradan insanların şehridir. Burası entrika, rezalet, hile, korkaklık merkezi, hain erkekler ve namussuz kadınlar şehridir. Burada en küçük meseleler üzerinde en büyük entrikalar döner. Burada büyük bir düşünce, büyük bir seciye, bir hareket, erdem veya devamlı bir çalışma yoktur. Bunlara bir de her etkili faaliyeti imha eden teslimiyeti eklerseniz İstanbul’un zihniyeti meydana çıkar. Fakat bu şehir, buraya gelen insanların kalbine dolanmıştır. Çünkü İstanbul, onu görenlerin ruhunu tahrip etmiştir… H. C. Armstrong

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.