GrknCnplt

28 Eyl, 2015

Müphem

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Hikâye ~ Okunma Süresi: 4 Dakika

Hem sicim gibi yağan yağmurdan kurtulmak hem de Kemâl’i beklemek için sığınmıştım kahveye. Tam ortaya soba kurulmuş, o gürül gürül yanarken etrafında da birkaç ihtiyar el uzatıp muhabbet ediyorlardı. İçeri girer girmez gözlüklerim yeni kaynamış çaydanlık gibi buhar buhar olmuştu. Etrafı tam seçemezken bir el omzuma dokunarak beni kendine çekti. Gözlüklerimi çıkartıp adamın yüzüne dik dik bakıyorken farkettim Mübârek âbi olduğunu.

-Vay kereste ne haber ulan? diyerek beni ne kadar özlediğini hemen açığa vurmuştu.

Sarıldık, Kemâl’i beklediğimi söyledim. Saatine baktı, yarıma yaklaşmıştı:

-Kahveyi kapatalım artık, haydin ahali dışarı!

Tek lüksleri ikindiden sonra kahveye gelip, gece yarısına doğru evlerine gitmek olan yaşlılar görünce gaipten Ürpertiler sezdim. Bunlar gibi olacağıma çeker vururum kendimi diye düşünmeden de kendimi geri koymadım.

Mübârek âbi iyi adamdır. Buraya geleli üç yıl olmasına rağmen herkes onu sevmiş, derin bir gıpta ile bakmıştı ona. Dükkânı Köstek Mahmut’tan devralıp adam etti. Kirişlerin ortasına bilimum edebî, hem çocukların hem de dedelerin okuyacakları türden kitaplar yerleştirdi. Hiç eleman çalıştırmadı bu zamana kadar, her işe kendi koştu. Her pazar Eminönü’ne gider, çay toptancılarını dolaşır ve en lezzetli çayları alırdı. Çayı kendi pişirir ve ‘dem’ kelimesini hiç kullanmaz, ondan nefret ederdi. Tüm bunlara rağmen çok da konuşkan sayılmazdı. Hatta ona kerpeten denildiğinde kızmaz, ama gözleri kahvenin karşısındaki sıvası dökük duvara dalardı. Bakar, bakar; neden sonra dalgınlığı bozan sesler yükselirdi arkasından:

-Mübârek âbi bir çay!

-Mübârek, orta şekerli kahve canım…

-Mübârek reis elli bir versene bize.

Kemâl gecikmiş, dışarıda yağmur dinmişti. Kahveyi terk eden son yaşlı, bastonunu sürterek yürüyebiliyordu. O da dışarı çıktıktan sonra Mübârek âbi beni kapalı buzdolabına doğru hızla sürdü.

-Gel kardeş, Allah’ın sevdiği kuluymuşsun. Bak burada ne var!

Kara dolaptan yetmişlik Burgaz Rakı’yı çıkararak gözlerinin içi güler şekilde bana baktı. Saat bire geliyor, bense Kemâl’i bekliyordum.

-Âbi, Kemâl?

-İyi ya, o gelince gidersin. Hem bak, bugün feleğe parmak attım oğlum.
Dolaba sakladığı mezeleri, ton balığını, Trabzon ekmeğini gösterdi. Beş dakika sonra kurulu sofrada gözlerimin içine bakarak bir şeyler anlatır buldum onu.

***

Bu adamda garip bir şey var. Kendi garip desem değil, herkesçe desem değil… Karar veremesem de fenâ adam olmadığını anlıyordum. Konuşmaz, etmez; ama sevdiğini bulursa ona sökülürdü.

Müthiş bir şey, şimdi farkettim. Mübârek âbinin gözleri elânın âlâsı. Şu, ortama ayak uyduran renkten. Kahvenin tavanındaki floresanları söndürmüş, sâdece yanlardaki beyaz ledler açık kalmıştı. Beyazın dini güzeldir, severim beyazı. İnsanın yüzünü göreceksin, yüzünü görüp gözlerinin içine bakacaksın, gözlerinin içine bakacaksın ki adamı adam belleyeceksin.

Anlatmaya başlamıştı Mübârek âbi:

-Ne için ve kimin için acı? Bu tür soruların hepsi, insan labirentinin sonsuz dehlizlerinde yankılanıp geri dönmekten başka bir işe yaramaz. Düşünsene, Anadolu kentlerinde kurulan pazarlarda bile türlü türlü acı biberler, baharatlar satılıyor. İnsan ruhunda ne çok yavan tat var.

Vay be, Mübârek âbi ne entel adammış. Bizim fakültede bile böyle fosforlu konuşabilen doçent yok. Lafı ağzımda
geveleyemedim ve entel kelimesi çıkıverdi birden. Mübârek âbinin elâ gözleri yemyeşil oldu. Rakısına biraz su, tabağına da ekmekle kavun kattı. Gömlek cebinden kısa Parliament’ini çıkardı. Yaktı da.

-Eskiler her meziyetleri ile bizden daha büyük insanlardı. Simdi sen entel dedin ya, keşke başında fesin olaydı da bana münevver diyeydin.

Mübârek âbi biraz da ilginç bir âbiymiş. O anlattıkça şaşırıyorum. Utanıyor, yeriniyor ya da yerin dibine geçiyorum bâzı bâzı. Saat bir buçuğa dayandı. Kemâl ortada yok. Ah ulan Rıza geliyor aklıma.

Mübârek âbi anlattıkça anlatıyor. Fenâ içici de değilmiş hani. Göz ucuyla süzüyorum, on kadehten sonra tökezler diye beklemiştim. Nâfile. Elleri titremiyor, sigarayı intizamlı bir şekilde içiyor, kadehe buzu bile soğukkanlılıkla koyuyor. Müthiş.

Aklım Kemâl’e takılmıştı. Mübârek âbinin anlattıkları ise ilgimi çekmiyordu. Bana felsefî şeylerden bahsediyor. Ben anlamam felsefeden. Onun da anlamaması gerekiyor. Kıraathâne işleten biri felsefeyi gözüne mi sokacak ki!

Ben çok içmiyorum, ama yine de sersemlediğimi belledim. Kahveye göz atayım bâri. Kitap köşesini gördüm. Ledlerin beyaz ışığında süzmek istedim. Gözlerim yenik düştü hâdiseye.

Mübârek âbi beni severdi. Sevmese alıp karşısına erkek mavrasından ârî şeyler konuşmazdı. Babacan bir adamdı üstelik. Kaç kere borç almışlığım vardır rehinsiz.

-Medeniyet ne zaman medenî olur bildin mi? Sıvası dökük duvar kalmayınca.

Nedir bu adamın sıvası dökük duvarlarla alıp veremediği. Muamma.

-Ben otuz iki yaşındayım. Tam da ikinci çocuğu yapma yaşındayım.

Sahi, aklıma geldi. Hiç evlenmemiş miydi bu adam? Buraya nerden gelmişti, karısı değilse bile annesi ve babası da mı yoktu? Muamma.

Adam sinema biliyor, edebiyat gırla, târih desen az çok, felsefî birkaç şeyden de bahsetti. Âlim miydi? Muamma.

Saat üçe geliyor. Kavun ve beyaz peynir bitmiş, rakı şisesinin dibini boşaltıyoruz kadehe. Kemâl yok ortada. Yağmur dinmiş, ortalık sigara dumanı. Kalkıp bir pencere açmak istedim. Kahvede pencere olmazmış.

Gözlerimin kızardığını, çişimin geldiğini hissettim. Tuvalete diye kalktım masadan, yalpalayarak yürüdüm, gördüm
işimi. Başım fenâ. Çatlayacak gibi. Kemâl nerede? Muamma.

Ne ulan bu? Her şeyde bir muamma gizli. Müphem.

Döndüğümde Mübârek âbi kafasını masaya dayamış, horul horul uyuyordu.

Bu da bir müphem.


Yorum Yapılmamış - "Müphem"

Yorum Formu

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Temmuz 2020
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Bizzat İstanbul şehri bir yaradır. Burada büyük ülküler ve ilhamlar yok olur. Burası kirli sokaklarda yaşayan sıradan insanların şehridir. Burası entrika, rezalet, hile, korkaklık merkezi, hain erkekler ve namussuz kadınlar şehridir. Burada en küçük meseleler üzerinde en büyük entrikalar döner. Burada büyük bir düşünce, büyük bir seciye, bir hareket, erdem veya devamlı bir çalışma yoktur. Bunlara bir de her etkili faaliyeti imha eden teslimiyeti eklerseniz İstanbul’un zihniyeti meydana çıkar. Fakat bu şehir, buraya gelen insanların kalbine dolanmıştır. Çünkü İstanbul, onu görenlerin ruhunu tahrip etmiştir… H. C. Armstrong

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.