GrknCnplt

Her Şey’ Kategorisi

30 Kas, 2015

Harçlar Mes’elesi

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

Bu yazıyı 2012 yılının sonlarında kaleme almıştım. O zaman fakültelerde epey heyecan uyandıran Harçlar Mes’elesi’ni ben bile unutmuşken, YÖK’ün geçenlerde aldığı akıl dolu yeni kararı sâyesinde hatırlamış oldum. Bu karara göre iki veya daha fazla üniversitede aynı anda kaydı bulunan öğrencilerden dönemlik otuz küsur lira harç talep edilmeye başlandı. Hatta uygulamanın ilk safhasında üniversite tarafından kısa mesaj yoluyla, ödeme yapmayan öğrencilere faiz tahakkuk ettirileceği de bildiriliyor… Elâlemin ülkesi talebeleri daha çok okusun diye bir taraflarını yırtar durur, bizimkiler de okumamaları için ellerinden geleni yaparlar. Ücretin niceliğine takılmıyorum, -gerçi bir sınava 70,00 TL başvuru ücreti alıp ek tercih için de 15,00 TL talep eden ÖSYM’nin maymun iştahını kabul edemiyorum, ancak böyle utanç verici bir karara imza atılması dahi zulümdür.

***

Aradan üç yıl geçmesine rağmen sanırım konu güncelliğini koruyor. Bu bakımdan burada yeniden paylaşmayı uygun buldum. YÖK’ün yavrusu ÖSYM ile ilgili karalamalar içinse sizi şuraya dâvet ediyorum: ÖSYM Neden Lağvedilmelidir?

Yazının devamını okumak için tıklayınız »

15 Tem, 2015

ÖSYM Neden Lağvedilmelidir?

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

Devletler, olağanüstü durumlarda kendi yetersizliklerine çâre bulmak için yine bünyelerinden orijinal olarak pratik çözümler üretirler. Bu çözümler kimi zaman demokratik ya da yasal olmayabilir. Asal bir bünye için demokratik ya da yasal gösterilmeleri de olağan bir durumdur. Bu gibi durumlarda üretilen çözümlerin esas niteliği kısa vâdeli olmalıdır. Ancak olağanüstü durumların izleri silindikten sonra bu çözümler yerini sıradan ve mantıklı işleyişlere bırakmalıdır. Ne yazık ki Türkiye’de, son yüz elli yıldır olağanüstü durumlarda ortaya çıkan çözümler hem gerçek bir çözüm olmaktan çok ötede kalmış hem de bu olağanüstü durumlar atlatıldıktan sonra birçoğu silinmemiş ve kullanılmaya devam edilmiştir.

ÖSYM ve YÖK ikilisi de, Türkiye’nin olağanüstü sayılabilecek günlerinde fidanları dikilmiş, belki devre göre mantık izâhlı çözümlerdi… Ancak kuruluşlarından bu yana Türk bilim târihinde gözlemlenen ağır düşüşün sebebi elbetteki bu iki kuruma yıkılamaz. Bu sebepler muhtelif sosyal, ekonomik ve siyâsî sorunlar dâhilinde sosyologlar tarafından incelenmelidir. Fakat yine de, Türk bilim târihinin en utanç verici sayfalarının, kuruluş minvâlleri üniversiteleri ve yüksek öğrenim talebelerini merkep etmek olan bu iki kurumun devrinde yazıldığı su götürmez bir gerçektir.

Târih sahnesine öncelikle 1974 yılında ÜSYM adıyla Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi çıktı. Kurul, 1981 yılında 2547 Sayılı Kanun ile unvanındaki ilk kelime öbeğini atarak ÖSYM olarak başarısızlık hayatına devam etti. Kurum, kanun ile aynı zamanda YÖK adı verilen Yükseköğretim Kurulu‘na bağlanmış oldu. Böylece apolitik gençliğin yanı sıra, bilimden uzak âri bir neslin de ilk tohumları Anadolu coğrafyasının üzerine serpilmiş oldu. Vurulan son darbe 2011 yılında vukuu buldu. 6114 Sayılı Kanun ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı adını aldı ve özel bütçeli bir kamu kurumuna dönüştürüldü.

Yazının devamını okumak için tıklayınız »

14 Eki, 2012

Ne Yapalım Meselâ?

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

İnsana en çok şeyi geceler öğretir. Gecelerde tanır insan, insanı. Gecelerde bilir yalnızlığın vehmini ceset. Bundandır ki, bir tek geceler yalnız bırakmaz çok yalnız bırakılmış bir yalnızı…

Sarhoş değildim. Ne içkiden ne de en karizmatik sigaradan dolayı. Önemsenmeyecek bir yalpalanma vardı belki ayaklarımda, fakat yine de bilinçli ve kudretliydim. Düşeyazdığım da oldu, koştuğum da…

Önce uzunca yürüdüm. Mesafeler kilometrelerle ölçülürdü beynimde. İlk olarak gencecik bir erkek gördüm, bağırıyordu ve saat gece yarısını çoktan terk etmişti. Önce bir polis arabası durdu önünde, sonra bir tanesi daha. Delikanlı bağırıyordu:

“Abi vur beni. Öldürün beni abi. Artık yeter! Babam yok benim abi. Dayanamıyorum artık, alın götürün beni!”

Saat gece yarısını çoktan terk etmişti. Bir iki adım atmak istedim ondan yana. Genç, bağırıyordu, “Babam yok benim. Alın beni abiii!..” Çaresizliği gördüm. Yutkundum, yürüdüm.

Ne içtiğimi unuttum. Yürüyordum yine uzunca ve kısa adımlarla. Aynı sokaktan iki kere geçmek de gerekti. Nihayet bir parkın önünden geçerken, -ki akrep yarımı çoktan terk etmişti, bir delikanlı daha gördüm. Bir bankta oturuyor ve susuyordu. Simetrik olarak geçtim karşısındaki banka. Ben de oturdum ve onu taklit ettim. Hoş, anladım ki, taklit edilen bendim. Etrafta kimseler yoktu. Akreple yelkovan yarışa dursun, bitince içtiğim zıkkım, kalktım yerimden ve yürümeye koyuldum yeniden…

Sarhoş değildim ama yalpalıyordum. Gidecek başka yerim mi kalmıştı, bilemiyordum. Caddeye çıktım. Lüks vitrinlerin önünden geçerken, bir ara sokağın hemen kenarında, yine ışıl ışıl bir mağazanın mermer merdivenine oturan bir adam gördüm. Sadece gördüm ve caddeyi arşınlamaya devam ettim. Bir iki metre sonra geri döndüm, ve ara sokağa daldım. Gittim yanına:

“Selâmün aleyküm, oturabilir miyim?”

“Aleyküm selâm.”

Ellinin üstünde, altmışın altında yaşı vardı. Kırçıl sakalları, yakışıklı bir yüzü ve pek de yüksek çıkmayan bir sesi vardı. Boyu da, tahminime göre bir yetmişin üzerinde değildi. Ben oturur oturmaz cebinden Anadolu Sigarası’nı çıkardı ve bana uzattı. İçemiyorum başkasını diyerek, kendi paketimden yaktım. Sigarasını yaktı, mağazanın mermer merdivenine iyice yaslandı. Konuşmuyordu. Adını sordum. “Bilmiyor musun?” dedi, “Bilmiyorum” Adını söyledi. “Mübarek bir isim” dedim. Konuşmuyordu. Konuşturmak istiyordum:

“Sen de mi insanlara küstün? Kızgın mısın?”

Sorumu ikiletti. Ve cevap verdi:

“Ne yapalım meselâ?”

Sözü bitirmişti. Hayırlı geceler diledim. Kalktım ve bu sefer koşmaya başladım. Zemberek kırılmıştı. Saat gece yarısını epey geçmiş, sabaha doğru yaklaşıyordu. Koşuyordum. Ve tekrarlıyordum aldığım son cevabı… Sahi, ne yapalım meselâ?

05 May, 2012

İkinci Bahar

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey

Ağustos 2010’da kurulan bu site, çok değişiklik geçirmeden bugüne kadar geldi. Fakat son birkaç haftadır sitenin külliyetini köklü değişikliklere sürükleyerek yepyeni bir yüzle yayına hazırladım. Değişim, sadece tasarım değil içerik ile de alâkalı olduğundan, daha güncel bir blog sitesi ile karşı karşıyayız… Ayrı kaldığım birkaç ay içerisinde, hayatımda da önemli birkaç değişiklik olduğundan daha farklı bir yol izlemeye karar verdim. İkinci Bahar; kutlu olsun!

Sitenin bu yeni hâline eklediğim yahut değiştirdiğim bazı özellikler şunlar oldu:

  • Sağ menüye, seçtiğim özlü sözlerden oluşan bir rastgele yazı bölümü eklendi
  • Takvim ve saat eklendi
  • Flickr, Yahoo siteye entegre edildi
  • Facebook Beğen eklentisi, resmi buton ile değiştirildi
  • Yazılara, etiket eklenmeye başlandı

Ve en önemli gelişme de artık internet sitesi yaptırmak isteyenler için hizmet vermeye başlamış bulunmaktayım. Şık bir tasarıma sahip olmak, tasarım aşamasından hemen sonra teknik destek almak için kısa sürede ve uygun fiyata bir internet sitenizin olmasını istiyorsanız iletişime geçiniz. İnternet sitesi yaptırmak için, lütfen buraya tıklayarak iletişim formunu doldurunuz.

 


İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Temmuz 2020
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Ne kadar zaman? Ne kadar zamanım var benim? Yıllarım mı, günlerim mi, saatlerim mi? Ne kadar? Bunu düşündükçe kalbim öyle hızlı çarpıyor ki… Yaşamak… Benim ülkem… Deux jours à tuer

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.