GrknCnplt

26 Eki, 2011

Hâmuş

Yazan: Gürkan Canpolat Kategori: Her Şey ~ Okunma Süresi: 3 Dakika

Tarihte her millet aynı yaşam şartlarını taşımadığı gibi, kendilerine sunulan nimet, fırsat ve coğrafya ölçeğinde kendi kültürlerini oluşturmuşlardır. Çok azı bir medeniyete dönüşmüş ve yaşamı sanatla birleştirecek kadar ilerlemişlerdi. Bu coğrafyalardan biri olan Antik Yunanistan’da da ekonominin getirmiş olduğu refahlık olgusu, bazı insanların düşünceler üretmesine ve yeni fikirlerini evrensel boyuta taşımasına olanak sağlamıştır. Tüm bunlar yapılırken, antik zamanlardan günümüze kadar süregelen ‘düşünenlerin cezalandırılması’ yöntemine başvurulmuştur. Bu nedenledir ki düşünenler, tarih boyunca ya fikirlerini deklare etmemişlerdir ya da sonlarına kırık camların üzerinde yalın ayak yürümüşlerdir. Keza Yunan Felsefesi’nin kurucularından olan Sokrates de bu düşünürlerden biridir ve mizahî üsluptan uzak durursak da, ölümüne yalın ayak yürümüştür…

Herhangi yazılı bir kaynak bırakmayan bu yalın ayak filozofu, ilk olarak öğrencileri Platon ve Ksenophon’un yazmış olduğu metinlerden okuyabiliyoruz. Günümüzde ise, felsefe ile ilgilenmeyenler de dâhil olmak üzere, felsefe denildiğinde akıllara gelen ilk yargılardan olan “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir” cümlesi, Sokrates’in idamından sonra Platon tarafından yazılmış “Savunma” adlı eserde geçmektedir. Peki ya, 2400 yıl geçmesine rağmen, akıllarda kalan bu cümleyle, yalın ayak filozof neyi kastetmekteydi?

Bu tür bir sorunun cevabı zor olmamasına karşın, kompleks bir yapıdadır. Salt bu cümleyle bir cevap aranmaya kalkışılırsa, herhangi bir sonuç bulunamaz. Zira yukarıdaki cümle sıradan bir aforizma, basit bir paradoks, yetersiz bir ironi olarak yorumlanabilir. Fakat gerçek hiç de böyle değildir. İşte, bu sebeple cümleden bağlantımızı koparıp, filozofun değer yargılarına ve çalışma sistemine bakmak gerekir: Sokrates, bilgi sahibi olmayı tek şekilde kabul eder. O da mevzubahis nesnenin (objenin) ya da her neyse o ‘şeyin’ formunun bilgisine sahip olmaktır, yani ideasına, kısacası özüne… Bunun dışında; kalemi görmek, iki ile ikiyi çarpıp dört elde etmek, merkezkaç kuvvetini idrak edebilmek, ses transferi gerçekleştirmek, yonga setlerinin nano teknolojiyle güçlendirilmesini keşfetmek bilgi değildir, bunlar sadece fendir.

Birey, bütün bilimleri şerh etmiş ve bir entelektüel olarak toplumundan çok ötede bir insan olabilir; fakat ideaların yani özün bilgisine erişemediği sürece o kişinin, hiçbir şey bildiği söylenemez. Çünkü, bilgi; o şeyin özüne, o bilgiye götüren itici güce, o bilginin kaynağına ulaşmaktır, ve O’nu bilmektir. Yalın ayak filozof, gerçek bilgiye ulaşmanın insan için mümkün olmadığını veya çok zor olduğunu kabul eder. Hatta düşüncelerini geliştirip, bütün bunların bir insan ömrü ile başarılamayacağını, bireyin ruhunun farklı bedenler içinde defalarca dünyaya gelerek, öze ulaşmayı denemesiyle mümkün kılacağını düşünür. Belli bir noktaya kadar düşünceleri tasavvufla örtüşen filozofun nasipsizliği, belki de dünyaya en az bin yıl erken gelmesindendir. Çünkü cevaplayamadığı sorular, İslam gizemciliği ile daha da derinleştirilebilmiştir.

Sokrates’in doğumundan 1677 yıl sonra dünyaya hediye edilen Celaleddin-i Rumi, arayış yolunda bulduklarını hiçbir zaman açıklamamıştır. Hamûş dedi Mevlânâ kendine, yani suskun… Aşk arayışında, her nesnenin ya da şeyin formunu ya da ideasını, kısacası özünü arayış çabasında tek şey bulabildi: El-Mübdî’[*]… Ve yazdı ki: Susmak mânâ eksikliğinden değil, belki mânânın derinliğindendir.


[*] Bütün varlıkları örneksiz ve maddesiz olarak ilk başta yaratan, anlamındaki Allah’ın isimlerinden biri.

Etiketler: ,

Yorum Yapılmamış - "Hâmuş"

Yorum Formu

İçerik

Hayede – Faryad

Arşivler

Takvim

Haziran 2020
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

Alternatif Tarih

Alternatif Tarih

Görsel Şölen

  • İstanbul Boğazı
  • Kedilerle yaşıyorum.
  • Her şey yasak!
  • Maltepe, Dersaâdet
  • İstanbul Boğazı
  • Develerle yaşıyorum.
  • Her Gece Bodrum.

Kısa Kısa

Âşıklara haber vermek isterim: Kalbin tüm meseleleri yalnız kalpte halledilir, çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri ise nefrettir. Peyami Safa

Kitap Okumaları

  • Öyle miymiş?
    ~ Şule Gürbüz – Başlangıç: 15.07.2019
  • Hesaplaşma
    ~ Trevanian – Başlangıç: 12.07.2019
  • Satranç
    Stefan Zweig– Başlangıç: 09.07.2019


Okunan Kitaplar

Müze Önerisi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Telefon: 0212 520 77 40 - 41
Açık Olduğu Saatler: 09:00 - 19:00

Abone Olun

Abone olduğunuz için teşekkür ederim.

Bir şeyler ters gitti.