HEYHAT!Ne yapalım meselâ?
25 Tem 2015

Yitik

kıyısına sığındığın cümleleri topla
kelimelerini ayır diyordu İbrahim,
Süleyman’a dönüyor; muhabbeti soruyordu:
kuşlara, yerdekilere ve karıncalara, yukarıdakilere seslen Süleyman:
muhabbet en güzel nerede biterdi bu zaman

yıllar sonra yine aynı Süleyman’ın nüktedan kuşu
bir dost mekânında mukimliği sorguluyordu
maviydi kanatları, gözleri Nuh’tan beridir yok…
tanıdığı milyonlarca ben-i ademe civildiyor ve fakat
hiçbirinden haz alamıyordu.
en nihayetinde medeniyetin,
nev-i şahsına münhasır insanına kondu
tee Yusuf zamanından kalan bir ürkeklik ve dirayet ile
Yakup’takini buldu nedense

şimdi zaman geçiyor kelime!
ne sen bana ne bana sen
bir şey demeye cüret etmeden bile
dişe diş diyor Kabil’den kalma hüzünle

burası Mezopotamya canısı,
burada aşklar toprağa yazılır
değil mi ki Ruhum
bütün bunlardan kocaman bir hikâye yazılır

adının mühimmatı yok bizde
saatli bir bomba gibi nâzır
-ve aslında deniz kıyısından bir evi hatırlatır bu kelime-
tıpkı taşınacağın das kapital polisler gibi
ben sana Yunanca söyleyeceğim hatun
sen Sokrat’ın peygamber olduğuna inan
Buda’dan kalma samimiyetimle söylüyorum hem
yitik gitmiş öykülerde arama güzelliğini
gel sana bir ev çizelim ilkokul resim defterlerinde
kuru boyalarıma pastel renklerini ver
son model fotoğraf makineni koy kenara şimdi
bırak Bosna’yı felan,
hiç gitmedin ki oraya;
gel gerçekleri konuşalım canısı
sen ellerini çıkar yorgandan
başkalarının acısını bırak, ruhunda duy Salih’i
ve onun isminden türet kendi ruhunu

şimdi bırakalım bunları canısı
sen mizahı nerden aldın, içine neler kattın
ondan bahset hele
iki tutam kelam; Gazali’den kalan
biraz da zeka Aristo’yu andıran
bırakalım bunları ciddi ve delikanlı hatun
yüreğimizi dinleyelim, saat kaç
kayışımız koptu mu ve haziran’da hâlâ mavi benekli
çocuk musun

pdf-indir
 

Şiir 2 Comments

2 comments :

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir