HEYHAT!Ne yapalım meselâ?
10 Eyl 2016

Sıkıntı Arz Ederim

Eski bir Ahmet Kaya şarkısı ya da Sezen Aksu ezgisi yahut Mustafa Ceceli adlı yeni yetmenin muhâfazakâr söylentileri bile zamanında bana hüzün verirdi. Bu hüzün kelimesini bile kimi zaman kendi aidiyetim için kullanamazdım. Şahsıma münhâsır durumları size arz etmemeyi de çok isterdim, bilesiniz. Ama içmek, yemek ve kavga ile küfür etmek bâzı anlarda sizin de hoşunuza gitmektedir.

Son altı yıldan bu yana yaş almanın yanı sıra kendimiz ve dünya için meydana gelen gelişmeler sarstı biraz bizi. Bu süreç hem kanlı hem kansız hem de imlâsız oldu. Kimi zamanlarda noktaların kaybı kimi zamanlarda da büyük harflerin memnulaşması beni zor durumda bıraktı. Altı yıldan bu yana değişikliğe gittiğim muktedir çevre, ilk popülasyonumdan oldukça farklılık arz etmektedir. Bunu farkede farkede erimeyi göze alıyorum. Tüm bunların sorumlusu için tek bir çıplak beden ya da rûh gösterilebilir. Ama bunu yapmaktan da uzağa kaçmak istiyorum. Benim kendime dair sorunlarım var. Benim insanlarla problemim var. Benim bağnaz bir boğaz ile otuz beş santimetrelik çelik döküm İtalyan sustalımla sorunum var. Benim ihbâr edilmiş bir gazete parçasıyla, Bismillah diyerek oturduğum yer sofrasıyla, Moris Şinasi ile, Beyaz Fil’le, tüm kadın isimleri ile, obsesiflerin hepsiyle img-20150916-wa0024muhakkak bir alıp veremediğim var! Ben, kendi bedenimle barıştıktan sonra kendime çelme atan bir rûha Frankensteinvâri tehditler savurup durdum altı yıl boyunca. Ben, IV. Gürk; 2010 yılının sıcak bir Eylül sabahı Spil Dağı’nın eteklerinden kıvrıla kıvrıla ve elindeki tahta bavulunun ayaklarını kendi ayaklarına sürte sürte bir benzin istasyonunda yüzünü yıkamışım… Unutmamışım ki daha sonra Ankara’ya, bindiğim Burak ile bir dakikada ulaşmışım. Hem de saniyede 350 kilometre hızı yemin ede ede gördüğümü söyleyerek. Benim kendime münhâsır bir problemim var. Daha sonra Ankara’nın pavyonları nerede diye soran sokak leşlerine dayak atan, sonra bu erkek mavrası güruhunun psikolojik travmalarını tetkik etme yüküyle baş başa bırakılan… Oğuz Atay’ı tam o esnâda tanıyan, sonra mahkeme duvarı suratlı kadınlarla baş başa kalan, sonra beyaz saçlı ve pamuk elleri bulunan bir zihinsel engelliden kibarlık dersleri alan bendeyim.

Benim kendimle alâkalı ciddî problemlerim var. Benim, canımı acıtan kimi problemlerim var. Bu problemlerimi size arz etmek değil, sıkıntımın varlığını arz eylemek istiyorum. Demiştim ki yıllar önce; rüşvet kötü bir şeydir ve biz dünyaya verilmiş birer liralık rüşvetleriz… Aradan tam altı ay geçti. Evlenen evlendi. Boşanan henüz yok. Bu süreç can sıkıcı değil mi? Benim, işte tam da bu yüzden kendimle problemlerim var. Arz edeyim:

Meselâ kaçınız, şehirlerarası kelimesinin yazımının yanlış olduğunu iddia edip TDK’deki amcaların boynuna ip dolamayı hayal ettiniz? Ve Ankara’nın başkentlikten azledilip, yerine İstanbul’un isminin Ders’âdet olarak değiştirilip atanması için büyük büyük meclise dilekçeler gönderdiniz? Hangi biriniz üçüncü sınıf otelleri gördükten sonra bir mide bulantısı geçirdiniz? Kaçınız, gecelerde her kadının yalan söylediğini bile bile gözlerinizi dumanlara savurdunuz? Ve kaçınız bu işlemi sabahları da yaptınız? Efendim, arz edeyim; benim, kendimle ilgili çok ciddî problemlerim var.

Erdal Erdal Risperdal! Bakınız bu çok mühim bir mes’ele. İş makinesi bile kullanmaya müsâade etmeyen bir ilâcın size ne faydası olabilir diye düşünmeyiniz. Beynin muhtelif dejenerelere ihtiyacı vardır, bilmezsiniz. Bilseydiniz, korkardınız. Ah ah ah. İşte bunların hepsi, muhâfazakâr liboşların ya da totoşların, -ki benim için herhangi bir farklılık arz etmez bu kelime, arz ederim, yeni dünya düzeni için kullandıkları manipülelerdir. Anlatacağım o hâlde, dinleyin:

Bunlar, âbimin: “Müslümanların eskiden paraları yoktu, imânları vardı. Şimdi ise imânları yok, ama paraları çok…” dediği cinsten dingiller. Bunlar için edecek birkaç kelimemiz de vardır elbette. Ama yuvarlak masa toplantısı yapmaya gerek yok efendim. Benim, bu dingil uşaklarından daha ciddî de problemlerim var.

2010 senesinin Eylül ayından bu yana, tam olarak altı sene geçti. Yıl dönümlerini tutturmak, bizim millî sporumuzdur. Allah’tan bu spor kelimesinin yazımına takmadım. Neyse, bunlar çok ciddî yan etkiler. En azından iş makinesi kullanmak için Makine Mühendisleri Odası’na para yedirmem yeterli. Ama lastiklere dikkat, ters manevra!

Sıkıntı arz ederim; benim, hem kendimle hem de öğretmenlerle hem de herhangi bir iş ile iştigal eyleyenlerle çok ciddî bir problemim bulunmaktadır. Topunuzun…

Her Şey Leave a comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir