HEYHAT!Ne yapalım meselâ?
15 Tem 2015

ÖSYM Neden Lağvedilmelidir?

Devletler, olağanüstü durumlarda kendi yetersizliklerine çâre bulmak için yine bünyelerinden orijinal olarak pratik çözümler üretirler. Bu çözümler kimi zaman demokratik ya da yasal olmayabilir. Asal bir bünye için demokratik ya da yasal gösterilmeleri de olağan bir durumdur. Bu gibi durumlarda üretilen çözümlerin esas niteliği kısa vâdeli olmalıdır. Ancak olağanüstü durumların izleri silindikten sonra bu çözümler yerini sıradan ve mantıklı işleyişlere bırakmalıdır. Ne yazık ki Türkiye’de, son yüz elli yıldır olağanüstü durumlarda ortaya çıkan çözümler hem gerçek bir çözüm olmaktan çok ötede kalmış hem de bu olağanüstü durumlar atlatıldıktan sonra birçoğu silinmemiş ve kullanılmaya devam edilmiştir.

ÖSYM ve YÖK ikilisi de, Türkiye’nin olağanüstü sayılabilecek günlerinde fidanları dikilmiş, belki devre göre mantık izâhlı çözümlerdi… Ancak kuruluşlarından bu yana Türk bilim târihinde gözlemlenen ağır düşüşün sebebi elbetteki bu iki kuruma yıkılamaz. Bu sebepler muhtelif sosyal, ekonomik ve siyâsî sorunlar dâhilinde sosyologlar tarafından incelenmelidir. Fakat yine de, Türk bilim târihinin en utanç verici sayfalarının, kuruluş minvâlleri üniversiteleri ve yüksek öğrenim talebelerini merkep etmek olan bu iki kurumun devrinde yazıldığı su götürmez bir gerçektir.

Târih sahnesine öncelikle 1974 yılında ÜSYM adıyla Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi çıktı. Kurul, 1981 yılında 2547 Sayılı Kanun ile unvanındaki ilk kelime öbeğini atarak ÖSYM olarak başarısızlık hayatına devam etti. Kurum, kanun ile aynı zamanda YÖK adı verilen Yükseköğretim Kurulu‘na bağlanmış oldu. Böylece apolitik gençliğin yanı sıra, bilimden uzak âri bir neslin de ilk tohumları Anadolu coğrafyasının üzerine serpilmiş oldu. Vurulan son darbe 2011 yılında vukuu buldu. 6114 Sayılı Kanun ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı adını aldı ve özel bütçeli bir kamu kurumuna dönüştürüldü.

ÖSYM, her vatan evlâdının hâyır ile andığı râhmetli Kenan Evren mârifetiyle çalışmalarına hız verdi. Her beş-on senede bir üniversiteye giriş sınavları değiştirildi. Önce iki basamaklı sınav ile bir mekânik yaratan kurum, 1999 yılında ÖSS adıyla üniversiteye girme koşulunu tek sınava bağladı. Sonra zât-i âlileri bu yeni sistemi de beğenmedi ve isimlerini değiştirerek tekrar iki aşamalı sisteme döndü.

2006 yılına gelindiğinde, sınavın buhranından bunalan genç adaylar ÖSYM için övgü dolu şarkılar besteleyip klip çekmeyi de ihmâl etmemişlerdi:

Kurum, üniversiteye giriş sınavları gibi aşağıda listelenen ve aşağıda listelenmeyen daha birçok sınavı da aliyülâlâ derecesinde başarıyla yapmaya devam etmektedir:

  • Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS)
  • Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS)
  • Yükseköğretim Kurulu Seviye Tespit Sınavı (STS)
  • Jandarma Okullar Komutanlığı Jandarma Astsubay Temel Kursu Giriş Sınavı (JANA)
  • Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS) (İlkbahar ve Sonbahar)
  • Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) (Bahar ve Güz)
  • TSK Askeri Liseler ile Bando Astsubay Hazırlama Okulunda Öğrenim Görecek Öğrencileri Seçme Sınavı (ALS)
  • Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) (İlkbahar ve Sonbahar)
  • Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS) (İlkbahar ve Sonbahar)
  • Polis Akademisi Polis Meslek Yüksekokulları Öğrenci Adaylığı Sınavı (PMYO)
  • Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS Ortaöğretim / Önlisans / Lisans )
  • Dikey Geçiş Sınavı (DGS)
  • Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (YDUS)
  • Üniversitelerdeki İdari Personel İçin Görevde Yükselme Sınavı (ÜGYS)
  • Engelli Memur Seçme Sınavı (EKPSS)

 

Hırsızlıklar

HürriyetBilgi güvenliği konusunda ise devletimizin kanunlarla ve yetkilerle donattığı ÖSYM, tam bir başarı âbideliği sergilemiştir. Buna göre okullara giriş sınav kitapçıkları 7 Temmuz 1973, 24 Mayıs 1992 ve 2 Mayıs 1999 târihlerinde üç defa çalınmıştı.

1973 yılındaki hırsızlık: ÜSYM’nin hazırladığı soruların, Özel Murat Dershanesi’nde öğrencilere sınav öncesi hazırlık niyeti ile çalıştırıldığı Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Şükran Soner tarafından ortaya çıkarılmış ve sorular noter vasıtası ile tasdik edilmişti. Pazar günkü sınavda bilin bakalım ne oldu? Sorular tıpatıp noter tasdikli sorular ile aynı çıktı. ÜSYM soruları çalmış olmalı… Sınav iptal edildi ve matbaa işçileri soruları sızdırmakla itham edildi.

1992 yılındaki hırsızlık: Anadolu Liseleri Sınavları ise, selefi gibi yine bir gazetecilik başarısıyla ortaya çıkarıldı. Hürriyet muhabirlerinden Saygı Öztürk, sınav kitapçıklarının bir gün önceden satıldığı haberine ulaşmış ve elde ettiği bir kitapçığı notere tasdik ettirmişti. Sınavlar yine iptal edilmişti.

1999 yılındaki hırsızlık: Bu sefer sınavlar Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden akıllı ve çevik öğrenciler tarafından bir gün öncesinde çalınmıştı. Başkan kamuoyuna karşı görevini edâ ederek bir özür patlattı. Sınav yine ertelendi. Bu hırsızlık olayına karşı adaylar yukarıdaki haleflerine örnek olacak daha naif bir beste yapmıştı:

Yukarıda zikredilen hırsızlık olayları belgelenmiş vak’alardır. Bizler eminiz ki soruları çalınan daha nice sınavlar vardır. Ancak bu noktada esasen yakalanmadıkları için bu olaylara hırsızlık diyemiyoruz. Çünkü onlar yakalanmamışlardır.

Milenyumdan sonra da ÖSYM’de hırsızlık olayları devam etti. Önce KPSS ile başlayan hırsızlık soruşturmaları DGS, ALES ve hatta hâkimlik sınavlarına kadar uzadı. Bu nedenle görevinden uzaklaştırılan hâkimler de oldu. Komik ama güzel. Yargılama safhalarını takip etmediğim gibi, bunlar hakkında kelâm etmek mâlumdur ki hoş olmaz. O yüzden milenyum sonrası hırsızlıkların değerlendirmesini vicdânınıza bırakıyorum.

 ÖSYM Neden Lağvedilmelidir?

Osmanlı Dönemi’nden 1960’lı yıllara değin birçok üniversite, tâhsil yapmak için başvuran öğrencileri geri çevirmedi ve sınavsız olarak eğitime dâhil etti. Lise düzeyinde mezunların sayısı arttığı vakit ise üniversite yönetimleri birkaç farklı yöntem izlediler. Ya kontenjan kadar öğrenciyi alıp, sonraki târihte başvuranları geri çevirdiler; ya liselerin fen ve edebiyat şubelerinden fakülteye uygun olanları aldılar; ya da lise mezuniyet ortalamalarına göre bir sıralama yaptılar. Kontenjan yetersizliklerinin çoğalması durumunda da üniversiteler kendi amaçlarına uygun olarak sınav yapmaya başladılar.

1974 yılına gelindiğinde ise bu durum olağanüstü bir hâl olarak kabul edilip ÜSYM adı verilen illetli bir kurum kuruldu. Bu kurum, artık merkezî bir sınav sistemi programını uygulamaya başladı ve kırk senede Türk bilim târihini çökertmeyi başardı. Bu savı sunmaktaki gâyem, trigonometri ile hiç ya da çok az ilgilenecek olan edebiyat talebelerine trigonometri sorularını çözdürmek; ya da Osmanlı Devleti’nin imza attığı antlaşmalarının târihini ezberlemesi gereksiz olan bir mühendisi bunu mücbir kılmak ahmaklığından ileri gelmektedir. Netice itibarıyla tam anlamıyla bir ezber ve genç dimağların geleceklerini etkileme sınavları düzenleyen bu kurum yüzünden, 1974 yılından bu yana çok az bilim adamı yetişti.

Elbetteki günümüz şartları ile sâdece okumak isteyen talebelerin üniversitelere direkt kabulleri mümkün değildir. Bunun için her fakültenin ihtiyaçlarına yönelik sınavların yapılması elzemdir. Bir liste yapalım ve rastgele bilim adamlarımızı sayalım:

[jbox color=”green”]

Mehmet Fuad Köprülü ~ Târihçi, Darülfünun

İlber Ortaylı ~ Târihçi, Ankara Üniversitesi

Asım Orhan Barut ~ Fizikçi, İstanbul Teknik Üniversitesi

Orhan Şaik Gökyay ~ Edebiyatçı, İstanbul Üniversitesi

Hulusi Behçet ~ Doktor, Gülhâne Askerî Tıp Akademisi

Dilhan Eryurt ~ Gök Fizikçi, İstanbul Üniversitesi

Muharrem Ergin ~ Türkolog, İstanbul Üniversitesi

Feza Gürsey ~ Matematikçi, İstanbul Üniversitesi

Cemil Meriç ~ Düşünür, İstanbul Üniversitesi

Behram Kurşunoğlu ~ Teorik Fizikçi, Ankara Üniversitesi

Mustafa İnan ~ İnşaat Mühendisi, İstanbul Teknik Üniversitesi

Muzaffer Şerif Başoğlu ~ Psikolog, İstanbul Üniversitesi

Gazi Yaşargil ~ Doktor, Ankara Üniversitesi

[/jbox]

Yukarıdaki liste ÜSYM’nin kuruluşundan önce üniversitelere kaydolmuş ve Türk bilim târihine ciddî katkılar sağlamış isimlerden aklıma gelenlerdir sâdece. Elbette günümüzde de Türk bilimine katkısı yadsınamayacak değerler bulunmaktadır. Ancak nispeten daha az…

Tüm bu sebepler ÖSYM ile YÖK’ün artık lağvedilip, modern Türkiye’ye yakışır çözümler üretilmesini gerekli kılmaktadır. Kaldı ki eski YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya 2014 yılında verdiği bir beyanatta bu gerçeği vurgulamıştır:

YÖK, 1970’lere tepki olarak, o dönemki askeri rejimin zihniyetini yansıtarak ve sadece 27 üniversitesi olan bir ülkede kuruldu. Dolayısıyla bugün artık ne savunulması, ne de izah edilmesi mümkün. O yüzden artık geçmişe bir tepki olarak değiştirmek de yetmez. Bizim tamamen 21. yüzyılın Türkiye’sine uygun bir yükseköğretim kurulunu, adı ne olursa olsun yaratmamız lazım. YÖK’ü de tamamen lağvetmemiz lazım. Umarım en kısa zamanda bu kurum özlendiği gibi 21. yüzyıl Türkiye’sinin beklentilerine uygun bir denetleme, planlama ve koordinasyon kurumu haline dönüştürülecektir.

Gökhan Çetinsaya

Paracıklar

ÖSYM, devlet eliyle vatanın evlâtlarını soymak için de alternatif bir kurum hâline gelmiştir. Nitekim fahiş sınav ücretleri, karmaşık ve anlamsız sorular (mâlum felsefe fil sorusu vb.) öğrencileri çileden çıkarmaktadır. Öyleki, ÖSYM sınava başvuru için ücret aldığı öğrenciden, bir de ek yerleştirme için ücret talep etmektedir. Yani bunun anlamı, biz iyi şey yapamadık, bi’ daha anam! Bunun dışında 2011 yılından bir haber alıntısını da eklemek yararlı olacaktır:

Bugüne kadar soruları ve yanıtlarını sınavın ardından ertesi gün yayımlayan gazetelere ÖSYM bu yıl soruları sattı. Tarifeyi de açıkladı: YGS soruları 100 bin TL, LYS soruları 100 bin TL. İkisini birden almak isteyene 50 bin TL indirim de yaptı: 150 bin TL. İki sınavın soru ve yanıtlarını 5 gazete indirimli olarak 150 bin TL’den satın aldı ve ÖSYM’ye KDV dahil 885 bin TL ödedi.

Habertürk, Pervin Kaplan

Şaka Gibiler

Tüm bunların yanı sıra ÖSYM sınavlarına artık cüzdân, bozuk para, yüzük, küpe ve ayıptır söylemesi akbil ile deEmeğiniz Emanetimizdir giremiyorsunuz. Övünmek gibi olmasın, Türk milleti olarak akbil ile de kopya çekmenin bir yöntemini buluruz, buluruz ama ulan sınav yerine otobüsle gelen bu insanlar evlerine nasıl dönecekler? Diyelim ki sınav yerine minibüs ile gelip kâğıt paralarını bozdurdular, kalan bozuklukları okul bahçesine gömüp o şekilde mi sınava girecekler? Bittabi bir de ehliyet ile sınava girilememe durumu vardır ki evlere şenlik. Tüm bunlar, birtakım beyinsiz (tazminat davası sebebidir) zevâtın sıvadığı şeylerdir. Asıl şakalarını ise son an yapmaktadırlar. Sınava giren adaylara ÖSYM tarafından verilen bir kurşun kalem üzerinde şunlar yazılı: Emeğiniz, emanetimizdir.

Her şeyi bir kenara bırakıp 1974 yılından beri aynı logoyu ve on senedir aynı internet tasarımını kullanan kurumu lağvetmiyorsanız bile, ne olur değiştirin şunları!

En nihâyetinde yüzümüzde güller açtıran internet efsânesini izleyelim ve Nazifleri üzmeyelim:

~~~

Her Şey Leave a comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir